Bilenler bilir, edebiyata pek bir meraklıyımdır. Kızım doğmadan önce yaratıcı yazarlık atölyelerine katılıyordum, öykü yazma denemelerim oldu, hala da var. Belki bir gün yakın gözlüğümü takıp hasta bakmaya başlarsam artık emekli olma vaktidir diyip kitap yazmaya bile soyunabilirim. Ama o zamana kadar bir müddet kızım Öykü'yü büyütmem gerek sanırım. Çocuğum doğmadan önce etrafımdaki tecrübeli anne babalar hemen başladılar felaket tellalığına. "Çocuk olunca yanmış, bitmişim ben"."Kafamı kaşıyacak vaktim olmayacakmış". "Uykusuz geceler beni bekliyormuş" falan. Dokuz ay boyunca hep bu korkularla yaşadım, sonra hiç vaktim olmayacak diye neler yaptım neler. En çok da edebiyatla ilgilenememek, okuyamamak, yazamamak. Okuyacak ve yazacak ne çok şey vardı ve hepsine ara vermek zorunda olmak.... Bizi o kadar korkuttular ki ben hamileyken bir gün eşim" Sanki Öykü doğunca yeniden askere gidecekmişim gibi hissediyorum" demişti.
Kızım doğunca anladık her şeyi. Aslında bazı şeyler söyledikleri kadar vardı ama bazı şeyler de yoktu. Bazı uykusuz geceler geçirdik. Ama uzun sürmedi. Bazı zor günler de geçirdik, onlar da uzun sürmedi. Kızımız genelde huzurlu, mutlu, rahat bir bebek (şimdilik diyelim de). O yüzden pek bir şeyden mahrum kalmadık. Geziyoruz, eğleniyoruz, kesintili de olsa uyuyoruz.
Çocuk sahibi olmak bambaşka bir deneyim. İnsan özellikle de ilk zamanlar sadece ve sadece onu düşünüyor. Yemek yerken, araba kullanırken, uyumadan önce, uyandıktan sonra, rüyada sadece ve sadece bebeğini düşünüyor insan. Yedi mi, içti mi, uyudu mu, mutlu mu, ona iyi bakabiliyor muyum? Bunları düşünmekten pek de başka bir şeye konsantre olamıyorsunuz. O nedenle ilk 3 ay kitap okumaya vaktim olsa da konsantrasyonum yoktu. Ama bana o uyarıları yaptıklarında en çok da edebiyattan uzak kalacağım için üzülmüştüm. İlk 3 ayda gerçekten de uzak kaldım, ama zamanla anneliğe alıştım, bebeğim düzene girdi. Eskisi kadar olmasa da tekrar kitaplarımla buluştum. Hatta edebiyatsever dostlarımla buluşmaya bile başladım. Şimdilik kızıma hitaben günlük ve arasıra bu blogda bir şeyler yazıyorum. Kimbilir belki tekrar öykülerime bile dönebilirim bir gün.
Kızım doğunca anladık her şeyi. Aslında bazı şeyler söyledikleri kadar vardı ama bazı şeyler de yoktu. Bazı uykusuz geceler geçirdik. Ama uzun sürmedi. Bazı zor günler de geçirdik, onlar da uzun sürmedi. Kızımız genelde huzurlu, mutlu, rahat bir bebek (şimdilik diyelim de). O yüzden pek bir şeyden mahrum kalmadık. Geziyoruz, eğleniyoruz, kesintili de olsa uyuyoruz.
Çocuk sahibi olmak bambaşka bir deneyim. İnsan özellikle de ilk zamanlar sadece ve sadece onu düşünüyor. Yemek yerken, araba kullanırken, uyumadan önce, uyandıktan sonra, rüyada sadece ve sadece bebeğini düşünüyor insan. Yedi mi, içti mi, uyudu mu, mutlu mu, ona iyi bakabiliyor muyum? Bunları düşünmekten pek de başka bir şeye konsantre olamıyorsunuz. O nedenle ilk 3 ay kitap okumaya vaktim olsa da konsantrasyonum yoktu. Ama bana o uyarıları yaptıklarında en çok da edebiyattan uzak kalacağım için üzülmüştüm. İlk 3 ayda gerçekten de uzak kaldım, ama zamanla anneliğe alıştım, bebeğim düzene girdi. Eskisi kadar olmasa da tekrar kitaplarımla buluştum. Hatta edebiyatsever dostlarımla buluşmaya bile başladım. Şimdilik kızıma hitaben günlük ve arasıra bu blogda bir şeyler yazıyorum. Kimbilir belki tekrar öykülerime bile dönebilirim bir gün.